Dienstag, 18. Oktober 2011

HERKES YERİNİ BULUYOR, ALİ YILDIRIM DA

Ali Yıldırım’ı tanımıyorum. Devrimci Gençlik tarihi ile ilgili olarak bende bir kitabı bulunuyor. Olayları kronolojik sıraya göre dizip yayınlamış. Hiç yoktan iyidir denilebilecek bir kitap…
Deniz Gezmiş’in Günlüğü ise tam bir fenomen…
Yazarımız Deniz Gezmiş ile birlikte yargılanmış ve onu tanıyan değişik insanların gösterdiği tepki sonucu kötü duruma düşmüş durumda…
“Yanlış bir iş yaptım, kitabı geri çekiyorum” demek yerine, ısrar ediyor ve böylece de battıkça batıyor…
Bazı yayınevleri kitabı satıştan kaldırdılar.
Uydurma bir kitap…
Kullandığı sözüm ona belgeler de uydurma…
Kitabın adı faul bir kere…
Siz hiç günlük tutan devrimci gördünüz mü, duydunuz mu?
Bir silahlı mücadele hareketinin, THKO’nun militanı olan Deniz Gezmiş, üstelik de kent gerilla savaşı sırasında günlük tutacak...
Ali Yıldırım kent gerilla savaşının ne olduğunu bilmediğinden olacak, kitabın adını koyarken buna hiç dikkat etmemiş…
Üstelik de 1970’li yıllar… İktidarın ve polisin her cümleden türlü çeşitli anlamlar çıkaracağı yıllar…
Ve Deniz Gezmiş günlük tutuyor…
Aklı başında hiç kimse böyle bir şey yapmaz…
Ali Yıldırım zaten yeterince kepaze olmuş durumdaydı…
Şimdi beni Mihrac Ural’a şikayet etmiş ve Mihrac Ural tarafından savunuluyor!!
Ne kadar iyi bir şey…
Bu durum bir insanın ne kadar çaresizleştiğini ve nereye kadar düştüğünü gösterir…
Ben Alevi değilim, Allah ile kitap ile peygamber ile hiçbir zaman işim olmadı…
Ama Ali Yıldırım için tipik bir “düşkün” demek yerinde olur doğrusu…
Mihrac Ural’a kadar düşmüş…
Mihrac Ural için ayrıca bir şey söylemiyorum…
Bu siteyi okumayan neredeyse yok ve Mihrac Ural’ın gerçek çehresi çoktandır ortaya çıkmış durumda…
Artık sarılacağı yılan mı olur Ali Yıldırım mı olur, fark etmiyor…
Hayretime mucip olan Ali Yıldırım oldu…
Bu kadar düştü demek…
Öteki tip, Mehmet Yavuz için bir şey söylemem gerekmiyor…
DYP üyesi olduğunu kendisi ifade etmişti…
Mehmet Ağar’dan aldığı pusula ile Emniyet Genel Müdürlüğü arşivine girdiğini de yine kendisinden öğrenmiştik…
Böyle bir kişi tabii ki bana sövüp sayacaktır…
Normal karşılıyorum…
Başka türlüsü anormal olurdu…
Mihrac Ural ve Mehmet Yavuz zaten düşmüş kişiler…
Ali Yıldırım yeni düştü…
Hayırlı ve uğurlu olsun Aliciğim…
Şimdi papazı buldun işte!

Ek bilgi için bkz.

http://enginerkiner.org

Mittwoch, 28. September 2011

MİHRAC URAL'DAN ABDULLAH ÖCALAN'A SUİKAST

Bu açıklamayı yapmak için uzun bir süre bekledik.
Bekledik çünkü, Kürt halkının özgürlük mücadelesi önderi, PKK Genel başkanı Abdullah ÖCALAN ve kürt halkına karşı süregelen baskı ve şiddet politikasının artarak devam ettiği bir dönemde, böyle bir açıklamanın zamanlama açısından dogru olup olmayacagı konusunda kuşkularımız vardı.
Engin ERKİNER sitesinde son birkaç senedir devam etmekte olan Mihrac URAL hakkında çıkan yazılarla birlikte, son olarak’da yine Mihrac Ural’ın ‘’benim temel kadrom ve 40 yıllık kadim dostum, yoldaşım’’ diye göklere çıkardığı MEHMET YAVUZ’un, Mehmet AĞAR’ın Doğru Yol Partisi genel başkanı olduğu dönemde Mersin il başkan yardımcısı ve milletvekili aday adayı olduğunun ortaya çıkması üzerine, daha fazla sessiz kalmanın doğru olmayacağına, devrim ve demokrasiden yana tüm güçleri uyarmanın ciddi bir görev olduğuna, öte yandan Kürt özgürlük hareketine karşı topyekün savaş tamtamlarının çalındıgı şu günlerde, dost ve kontra ilişkilerinin bilinmesinin son derece önemli ve gerekli olduğunun da bilinci ile hareket ettiğimize inanarak bu açıklamayı bugün yapmanın uygun ve yerinde olacağına karar verdik.
1991 yılı aylardan Mart, güneşli bir gün
Suriye'nin Lazkiye şehrindeyim. Yanımda Sami (Gökhan Saç), Kaçakcı Raşit ve bir başka arkadaşla caddede yürümekteyken, başlarında Mihrac URAL ve Şerif (Beşir Kanmaz) olmak üzere yolumuz bir grup silahlı avane tarafindan kesildi.
Grup, yanımızda bulunan ve daha önce yıllardır Mihrac Ural’la birlikte çalışmış olan kaçakcı RAŞİT’i alıkoymak istiyordu. Kaçakcı RAŞİT, götürüldüğü taktirde öldürüleceği endişesi içersinde gitmemek için direndi. Götürülmesini biz de onaylamadığımız için karşı çıktık.
Gerek gerginliği yatıştırmak, gerekse yanımızdaki insanı korumak için; Sami kod isimli GÖKHAN SAÇ (kısa süre önce THKP-C Acilciler’den ayrılan MK yedek üyesi ve Libya sorumlusu) araya girerek ‘’onun yerine ben geliyorum beni alın’’ dedi.
Sami,’’ Eski arkadaşlarım, bana bir şey yapamazlar’’ anlayışıyla davranıyordu. Raşit’in alıkonulması durumunda öldürüleceğini anlamış olmalı ki, onun alınmasını engellemek için kendisinin alınmasını istedi. Uyarmamıza rağmen, ısrarında direndi.
Sami ve Yusuf uzun bir süreden beri Mihrac Ural'ı örgüte ihanet etmekle suçluyorlardi.
Mihrac URAL ve adamları ‘’tamam gel seninle konuşalım’’ diyerek Sami'yi de alıp yanımızdan ayrıldılar.
Durumdan haberi olmayan THKP-C Acilciler MK yedek üyesi ve Şam sorumlusu Yusuf kod adlı (Zihni Alan)'ı ve örgütsel görevle Şam'da bulunan Şahin yoldaşı da arayarak durumdan haberdar ettim.
Sami’nin götürüldüğünü öğrenir ögrenmez kaldığımız eve gelen YUSUF, kötü şeyler olabileceğinden hareketle, ‘’mutlaka PKK’lıları, özellikle de Başkan ÖCALAN'ı devreye sokmalıyız, yoksa Sami’yi bırakmazlar, öldürürler, zaman kaybetmeyelim mutlaka Başkan‘la ilişki kuralım’’ diyordu.
Diyarbakır Cezaevi’nden tanıdıgım PKK’lı yoldaş F o sırada Lazkiye’de bulunuyordu ve Başkan’a yakın bir konumdaydı.
Ben, F ile temas kurmaya çalışırken Yusuf, ‘’hemen geliyorum ‘’dıyerek yanımızdan ayrıldı.
Döndüğünde cebinden çıkardığı 6 sayfalık bir dosyayı bana uzatarak,
‘’Kurtarırsa Sami’yi bu BELGE kurtarır, bunu mutlaka Başkan Apo’ya ulaştırmalıyız’’ dedi ve ‘’ F ile buluşur buluşmaz derhal yola çıkmamızı ve Başkan’ı görüp bu belgeyi kendisine vermemiz’’ konusunda ısrar etti.
BU BİR SUİKAST PLANI BELGESİDİR
Belgeyi ilk kez birlikte okuduk. Şok olmuştuk.
Yusuf'u, Sami hakkında bilgi edinmesi için Lazikiye'de bıraktık ve hemen Başkan’la buluşmak üzere PKK’lı yoldaş F. ile birlikte Şam’a hareket ettik.
Şam’da, Şahin yoldaş’ı da yanımıza alarak bir kez daha, Ben, ŞAHİN ve PKK’lı F. yoldaşla tekrar okuduğumuz BELGE’yi, Başkana ulaştırmak üzere kaldığı eve hareket ettik.
PKK Genel Başkanı ABDULLAH ÖCALAN’ı, önceki görüşmelerimizden dolayı zaten tanıyor, tanışıyorduk.
Abdullah Öcalan ile bir araya geldikten hemen sonra, (F) yoldaş belgeyi başkana verdi.
Başkan, dikkatlice ve yer yer gülümsseyerek 6 sayfa civarındaki belgeyi okudu ve "Bu puştlardan her şey beklenir, belgeyi güvenceye alın ‘’diyerek (F)'ye uzattı.
Kısa bir sessizliğin ardından, bizlere dönerek "Başkanlık her türlü tertip ve girişimlere karşi tedbirlidir. Her türlü ihanetin üstesinden gelme yeteneğine sahiptir. Telaşlanmanızı anlıyorum, telaşlanmayın. Şu saatten itibaren buralarda durmanız risklidir. Temkinli olun. Özellikle Lazkiye'ye asla gitmeyin, biz bile kurtaramayız kim vurduya gidersiniz. Sami için girişimde bulunacagız. En iyisi hemen ülkeye dönmenizdir." dedi.

Sorunlarımızın oldugunu söyledik. Başkan, (F)'ye hitaben; "arkadaşlar için yapabileceklerinizi değerlendirin, yardımcı olun" dedi. Vedalaştık ve başkan yanındakilerle birlikte bulunduğumuz evden ayrıldı.
Ülkeye dönüş için yapılacaklar üzerine konuştuk. Tehlikeye rağmen, mecburen Lazikiye'ye gitme zorunluluğu vardi. Evden ayrıldık ve bir süre ŞAM'da kalacağimiz başka bir eve geçtik.

SUİKAST BELGESİNDE NELER YAZIYORDU?

Adı geçen ve şu an PKK örgüt arşivinde bulunan hain suikast girişimi belgesinin içeriği şudur:
MİT tarafindan görevlendirilen 6 kişilik suikast timi, iki grup halinde Lazkiye'ye intikal edecek. Mihrac Ural tarafindan karşılanacak olan tim, eğitim amaçlı gelmiş ACİLCİLER ÖRGÜT SEMPATİZANLARI kılığında mevzilendirilecek, Mihrac Ural'in talimatlari doğrultusunda hareket edeceklerdir.
Tim mevzilendirilir.
Mihrac Ural'in evi, Öcalan'in zaman zaman uğradıgı bir yerdir. Öcalan'ın gelişi beklenecek ve timler harekete geçecekler.
Suikast iki aşamali olup, birinci aşama yemekte zehirlenmek suretiyle gerçeklestirilecektir.
Birinci aşama uygulanamazsa, ÖCALAN, Mihrac URAL tarafından gezi amaçlı olarak BASSİT kasabasına davet edilecek ve BASSİT-LAZKİYE arasında yolda, daha evvel Mihrac’ın evinde mevzilendirilmiş olan TİM’ tarafından Türkiye sınırına yakın uygun bir noktada İNFAZI gerçekleştirilecektir.
Eylem sonrası, suikast tim’leri Mihrac URAL’ın denetiminde alan dışına çıkarılacaklar ve zaten yakın olan sınırdan Türkiye’ye geçmeleri sağlanacaktır.
Suikastçıların bölgeye intikalinde, LAZKİYE’de Mihrac URAL’ın da dahil olduğu dar bir toplantıda kararlaştırılıp karar altına alınan bu plan 6 sayfalık bir rapor halinde yazılı haldedir.
BU BELGE, Mihrac URAL’ın ARŞİV’inde,bir zamanlar onun sağ kolu olan THKP-C(ACİLCİLER) MERKEZ KOMİTE YEDEK ÜYESİ YUSUF ( Zihni ALAN) tarafından, örgütten ayrılmadan kısa zaman önce alınmıştır.
HAİN SUİKAST PLANI NEDEN UYGULANAMADI?
Uygulanamadı çünkü, suikast tim’inde görevli bir kişinin yaptıgı ‘’ölümcül bir hata’’ nedeniyle bu plan suya düştü. Raporda ‘’ölümcül hata’’dan bahsediliyor olmasına rağmen bu hatanın ne olduğundan söz edilmiyor.
Altı sayfadan oluşan bu BELGE’yi PKK GENEL BAŞkANI ABDULLAH ÖCALAN’a bizzat elden verdik. BELGE, PKK arşivindedir.
THKP-C HDÖ(Halkın Devrimci Öncüleri)
eski militanı
SERDAR

Not. Adı geçen BELGE’yi bizzat okuyan ve Kürt özgürlük hareketi önderi PKK Genel Başkanı Abdullah ÖCALAN’a bizzat veren ve kendisini bildilendiren kişilerden birisi olarak, konunun detaylarını ve daha geniş anlatımını istenilen her platformda ortaya koymaya hazır olduğumun bilinmesini isterim.
Bu açıklamayı SERDAR olarak kod isimle yapmış olmamın nedeni, ismimim gizlenmesi amacıyla değil, Sayın A.Öcalan’ın bizleri bu isimle tanıyor olmasındandır. Sayın A. Öcalan’nın mahkemedeki ifade tutanaklarında da, bizlerden bu isimle bahsederek, ‘’THKP-C HDÖ’den SERDAR ve ŞAHİN’le görüştüm’’ dediği dönemin HÜRRİYET GAZETESİ’nde de yazılıdır.

SERDAR

Editörün notu: THKP-C Acilciler ve THKP-C Halkın Derimci Öncüleri (HDÖ) örgütleri 1979 yılı başlarına kadar tek örgüt çatısı altındaydı. Bu nedenle iki örgütün militanları genellikle birbirlerini tanırlar.

ek bilgi için bkz. http://enginerkiner.org

Mittwoch, 21. September 2011

MİHRAC URAL VE ABDULLAH ÖCALAN'A SUİKAST

İti an, çomağı hazırla diye biz söz vardır.

Mihrac Ural’ın Suriye’de Abdullah Öcalan’a başarısız suikast teşebbüsünde, Adana ve İstanbul MİT teşkilatlarıyla birlikte aktif olarak yer almasını yakında yayınlıyoruz.

İşe bakın…

Başarısız suikast teşebbüsünün raporu da yazılmış. Rapor, Mihrac Ural’ın arşivinden alınmış. Alan kişi daha sonra infaz edilmiş. Ama rapor kurtulmuş ve ilgili açıklamayı yapan kişilerden birisi tarafından Abdullah Öcalan’a verilmiş.

Abdullah Öcalan, yakalandıktan sonra, bu kişinin adını ve örgütünü vererek, kendisiyle görüştüğünü söylemiş. Bu ifade de Hürriyet’te yayınlanmış…

Bu kişi, Öcalan’ın kendisine “Lazkiye’ye gitme, seni öldürürler” demesine rağmen, o kente gitmek zorunda kalmış. Yolda Mihrac Ural’ın adamları tarafından silahlı saldırıya uğramış ama vurulmadan kurtulmuş.

Adamın suç listesi bitmiyor ki kardeşim…

Mihrac Ural’ın azgın Muhabarat yıllarının önemli bir bileşeni daha böylece tamamlanmış oluyor.

Oldu mu yani şimdi, diye sorabilirsiniz.

Mihrac Ural, Abdullah Öcalan’ı göklere çıkarmaz mıydı?

Çıkarırdı, bu durum suikast teşebbüsünde aktif yer almasını engellemez…

Bu insanlar hep ikilidirler, çift karakterlidirler.

Bir yanda devrimci gözükürler, öteki tarafta sadece pislik ve işbirlikçilik vardır.

Mehmet Yavuz son güzel örneği…

Adam hem devrimci hem DYP üyesi…

Hem demokrasi savunucusu, hem Mehmet Ağar’ın itimadına mazhar olmuş kişi…

Engin Erkiner

Freitag, 9. September 2011

MİHRAC URAL: MUHABARAT'TAN ERGENEKON'A

Önceki değişik yazılarda da belirtmiştim. 2008 yılı yaz aylarında bu site yayına başlarken aslında geç kalmıştım. Mihrac Ural’ın bana yönelik saldırısı başlayalı altı aydan fazla olmuştu ama ben bir süre harekete geçememiştim.
Nedeni, konunun kafamda aydınlığa kavuşmamış olmasıydı.
Hiç kimse kaybedeceği baştan belli olan bir savaşa koşar adım girmez.
Mihrac Ural ise giriyordu ve acaba benim göremediğim bir desteği mi vardı, başka bir şey mi vardı?
Desteği olması önemli değil… İnsan savaşa girerken rakibinin durumu iyice analiz eder, desteklerini bilir ve ona göre harekete geçer.
Acaba bilmediğim, göremediğim bir şey mi vardı?
Mihrac Ural’ın sosyalist hareket çapında bana karşı kazanması mümkün değildi.
Beni itirafçı olmakla suçluyordu. Aynı suçlamayı, 1982 yılında, örgütten ayrıldığımda yine kullanmış ve olayın görece taze olduğu koşullarda bile kendisini ciddiye alan olmamıştı.
Aradan 30 yıl geçtikten sonra kim ciddiye alacaktı?
Bunlar tamam da, konuyu yine de tam olarak anlamamıştım.
Karşımdaki kişinin psikolojik olarak hasta olduğunu biliyordum.
Kendi yazılarını öven olmayınca, uydurma isimlerle mesajlar yazıp kendi kendini övdüğü ortaya çıkarılmıştı.
Kendi bilgisayarının IP numarası ile, övgü mesajlarının geldiği bilgisayarların IP numarası aynıydı.
Farklı isimlerle kendini öven birisi herhalde normal değildir…
Başlangıçta Mihrac Ural’daki bu cesaretin Muhabarat’tan geldiğini düşündüm.
Sırtını Suriye gizli servisine dayamıştı, ama ortada bir sorun vardı:
Mihrac Ural’ın Muhabarat ile ilişkisini 1980’li yılların ikinci yarısında Suriye’de bulunmuş neredeyse bütün devrimciler biliyordu.
Bu durumda Muhabarat’tan nasıl güç alabilirdi?
Daha fazla beklemedim ve sitede bildiğiniz gibi geçmişe yönelik değişik değerlendirmeleri yayınlamaya başladım.
İlk ortaya çıkan, Mihrac Ural’ın Muhabarat ilişkisinin Suriye’de başlamadığı idi.
Suriye’ye gelince altı ayda Cemil Esad’ın emriyle vatandaş yapılan Mihrac Ural ile ilgili bu hızlı gelişmenin mutlaka geçmişinin olması gerekirdi.
Nitekim vardı, ama yine Muhabarat çerçevesinde duruyorduk.
Evet, Mihrac Ural, Hatay’da Muhabarat tarafından 1976’da içimize sızdırılmış bir ajandı.
Bu arada neredeyse bir yıl geride kalmıştı.
İbrahim ve Haydar ile birlikte, Zürih’te Haydar’ın evinde bir gece boyu oturup konuyu konuştuk, bilgileri yeniden ortaya döktük ve birdenbire kafamda bir ampul yandı…
Daha önce, Erkan, yakın arkadaşı olan Nebil’in kendisine, “Mihrac Ural’ın el yazısıyla bana gönderdiği pusulada belirtilen yere gittim ve orada yakalandım” dediğini açıklamıştı.
Bununla Mihrac Ural’ın Türkiye’den ani olarak Suriye’ye çıkışını birleştirdik.
Temmuz 1980 sonunda Adana cezaevinden orada bulunan arkadaşlarla birlikte kaçıyor ve kısa süre sonra Suriye’ye gidiyor.
Bu ne acele, daha 12 Eylül bile gelmemiş…
Bu adam bir şeyden kaçıyordu. Başka bir açıklama yok…
Güney örgütlenmesi, en güçlü örgütlenmemizdi. Ben Nisan 1980’de kaçmıştım ve buna rağmen çalışmanın içinde bulunuyordum, adam ise çabuk tarafından gidiyordu.
Bunun önemli bir nedeninin olması gerekti.
Sorular bizi 1978 Mart operasyonuna götürdü.
Örgüt tarihinde nereden başladığı, nasıl geliştiği bilinemeden kalmış, üzeri sürekli kapatılmış tek operasyondur.
Polis örgütün bir ucundan girmiş öteki ucundan çıkmıştı. Ve bu nasıl olmuştu, bilinmiyordu.
Devrimci kamuoyuna açık olarak yazılar yazılıp, örgüt tarihindeki karanlık olaylar üzerine gidilince, arkası patır patır geliyor.
Mihrac Ural ile birlikte Mart 1980’de İstanbul Gayrettepe’deki emniyet müdürlüğünden adliyeye birlikte getirilen, başka bir örgütten olan arkadaş beni aradı. Kendisiyle telefonda konuştum.
“Mihrac sürekli olarak nasıl işkence gördüğünü anlatıyor. Ben onunla birlikte adliyeye götürülmüştüm. Domuz gibiydi.”
“Adım sizde kalsın, devlet memuruyum” diye de ekledi.
Allah ki Allah, yakaladık şimdi…
Önce sorduk: “Mihrac, senin ifaden nerede?”
Cevapladı: “Arşive kalkmış, bulunamıyormuş.”
Bak sen, herkesinki bulunuyor, onunki bulunamıyor.
Mesele ortaya çıkmıştı: Mihrac Ural yakalanınca polisle anlaşmış ve polis de ifadesini uygun bir şekilde düzenlemişti.
Birlikte yattığımız herkes biliyor: Mihrac Ural sürekli tahliye bekliyordu.
Bizden sonra yakalanan Mehmet Avan, bu sitede de yer alan yazısında açıkça söyledi:
“En az 150 kişinin adını verdiği adam nasıl tahliye olacakmış.”
Ben yakalandıktan sonra herkesi dolaşıyor ve kendisini tanıtıyor.
Yakalananlar da onun adını veriyorlar, ama adam sağlam yerden güvence almış olsa gerek ki, tahliye bekliyor. Mahkemede de “benim ilgim yok hakim bey” ifadesi vermişti.
İlerledik…
“Madem ağır işkence gördün, nasıl işkence gördüğünü anlatsana biraz” dedik.
Bize şalterin açılıp kapanmasıyla yapılan elektrik işkencesi gördüğünü anlattı.
İbrahim kahkahayı bastı…
Şalterli elektrik işkencesi, sanayi cereyanıyla elektrik işkencesi mi yapılırmış…
Adam bırakın işkence görmeyi, işkence anlatan kitap bile okumamıştı.
Ve son bomba patladı…
Mart 1978’de çok sayıda yoldaş yakalanmıştı ve herkes kısa süre önce yapılmış Samandağ Ziraat Bankası soygunuyla ilişkilendirilmek amacıyla Antakya’ya götürülmüştü.
Antakyalı olan Mihrac Ural’ı ise gözaltında iken Antakya’da gören yoktu…
Antakyalı olan ve olmayan bir sürü kişi Antakya Emniyet Müdürlüğüne de götürülmüştü, Mihrac Ural götürülmemişti.
Antakya küçük yer, polisle anlaştığı hemen ortaya çıkardı.
Mesele belli olmuştu: Mihrac Ural’ın arkasında MİT vardı.
Peki neden vardı?
MİT, eski Acilciler’in bir araya toplanması ve bir site kurarak değişik konulardaki görüşlerini yayınlamasından hareketle –Mihrac Ural bu siteye alınmamıştı- örgütün yeniden kurulduğunu ve başına da benim geçtiğimi düşünmüş ve Mihrac Ural’a bana saldırma görevini vermişti.
Öyle ya, aradan 30 yıl geçtikten sonra bana saldırmak, hele de örgütten 25 yıl önce ayrılmış birisine saldırmak başka nasıl akla gelebilirdi?
Hapisten kaçınca alelacele Suriye’ye kapağı atması da bu nedenleydi.
Yeniden yakalanmaktan korkuyordu. MİT onu televizyona çıkartıp konuştururdu. Bundan dolayı hemen kaçtı, Muhabarat’a sığındı.
MİT-MUHABARAT-MİHRAC…
Mesele anlaşıldı diyorduk…
Bu arada örgüt içi cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, örgütün parasının üzerine yatmak gibi pek çok konu da açığa çıkmıştı.
Suriye’de Hatay’ın bu ülkeye bağlanması için kurduğu ilişkiler ve bu insanlarla birlikte çektirdiği fotoğrafları da yayınladık. (bkz. http://thkp-c-acilciler.blogspot.com )
Bir dönem artık iyice zıvanadan çıkmış, internette tanımadığı kişilerle çetleşiyor ve onlara Suriye’deki marifetlerini anlatıyor.
Site yayına başladıktan bir süre sonra bu insanların durumdan haberi oldu ve Mihrac Ural ile çetleşmelerini bize gönderdiler.
Yazdıklarını inkar da edemedi, nasıl etsin ki…
Hatay’ın Suriye’ye bağlanması için kurulmuş Uruba hareketinin tarihi, babasının bu hareketten olduğu, kendisinin bu hareketin genç kuşağı olduğu ve Suriye’nin önde gelen kişileriyle evinde yapılan toplantıda çekilen fotoğraflar…
“Acilcileri ehlileştirdim” sözü ise tek kelimeyle muhteşemdi.
MİT’e verdiği sözü yerine getirmeye çalışmıştı…
Arkasından bir bomba daha patladı:
1970’li yılların ikinci yarısında MİT Marmara Bölge Başkanı olan O. Nuri Gündeş anılarını yayınladı. Anılarındaki Acilciler bölümünde 1977 Ağustos’unda benim de yakalandığım operasyondaki takibi anlatıyordu.
Burası biliniyor, o kadar önemli değil…
Önemli olan, Acilciler içine daha sonra sızdırılmış kanat’tan söz etmesiydi.
Örgüt eylem yapacağı zaman harekete geçiyor ve zararsız hale getiriyorduk, diye yazıyordu.
Ve gerçekten de 1977 yılından sonraki önemli operasyonlar hep böyle dönemlerde gerçekleştirilmişti.
Ve yazısında Mihrac Ural’ı övüyordu, benimle birlikte eyleme sokuyordu, ki ben Mihrac ile hiçbir eyleme girmemiştim.
O. Nuri Gündeş bunu bilmez mi, tabii ki biliyor…
Derdi ipliği iyice ortaya çıkan Mihrac’ı biraz olsun kurtarmak olsa gerekti…
Mihrac Ural, O. Nuri Gündeş’in kitabındaki Acilciler bölümünü yayınladı. Sadece “örgüt içine sızdırılmış kanat” cümlesini çıkararak yayınladı…
Bizi aptal sanıyordu herhalde, metnin orijinaline bakmayacağımızı sanıyordu.
Biz bu metni Mihrac’tan öğrendik, kitabı bulduk ve Mihrac’ın “örgüt içine sızdırılmış kanat” cümlesini çıkardığını saptadık.
Mesele, bir deyimle, kabak gibi ortadaydı artık…
Bunların üzerine sürpriz bir ek daha geldi…
Mihrac Ural’ın “temel kadrom” dediği, eski bir Acilciler sempatizanı olan Mehmet Yavuz’un, gözaltına alındığında avukatının da hazır bulunduğu polis sorgusundaki ifadeyi bulduk.
Gözaltına alınma tarihi Mart 2010 idi…
İfadesinde Mehmet Yavuz, 2006-2007 yıllarında DYP Mersin İl Başkan Yardımcısı olduğunu söylüyordu. Halen de bu partiye üye imiş…
İfadesini bu sitede yayınladık. (İbrahim’in yazılarına bakınız.)
Reddedemedi, zaten nasıl edecekti ki…
Sadece, “Bu ifadeyi nereden buldunuz” demekle yetindi.
Arkasından aklımıza hayalimize gelmeyen başka bir bomba daha patladı.
Mehmet Yavuz, kendi blogunda, GÜN ELBET AĞAR’IR başlıklı yazıda, aldığı bir pusulayla Emniyet Genel Müdürlüğü gizli arşivine girdiğini açıkladı.
Bu davadan ceza almayayım diye Mehmet Ağar ile ilişkisini iyice ortaya döküyordu.
Ya Mihrac Ural ne yaptı dersiniz…
Mehmet Yavuz’a sahip çıktı. “O, DYP’de kitle çalışması yapıyordu” dedi.
Gıdıklayın da ben de güleyim…
Mihrac Ural’ın arkasındaki kişi Mehmet Ağar…
Polisin Genelkurmay Başkanı olarak bilinen, çok sayıda faili meçhulün sorumlusu Mehmet Ağar…
Önce bana ardından da İbrahim’e yönelik saldırının arkasında bulunan bu kişi imiş…
Mesele ortaya çıktı, kafam aydınlandı.
Mehmet Ağar’ın hem Mihrac Ural hem de Mehmet Yavuz’a kızdığını tahmin ediyorum…
“Bir işi beceremediniz,” diyordur…
Mihrac Ural, sol hareket içinde bitmişti zaten, şimdi iyice bitti.
Acilciler’in içinde az çok aktif rol oynamış bir kişi bile çıkıp onu savunmadı.
Çok çabaladı ama bir kişi bile çıkmadı…
Suriye’deki sağ kolu Beşir Kanmaz…
Hanefi Avcı’nın “Haliç Kıyısındaki Simonlar” kitabında söz ettiği itirafçı kişilik…
Daha ne anlatalım yani…
MİT Marmara Bölge Başkanı O. Nuri Gündeş, Hanefi Avcı, Mehmet Ağar…
Seni ve yanındaki birkaç kişiyi tutanları söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim…
Yetmez mi yani…
Yazıyı bitirirken bize büyük yardımı dokunan ve solun değişik kesimlerinden olan arkadaşlara teşekkürü borç bilirim.
Bu pisliğin ortaya çıkması için katkılarını esirgemediler.
Konu bitti dediğimiz zaman bitmiyor ki…
Abdullah Öcalan’a Suriye’de suikast teşebbüsü var.
Teşebbüste yer alanlardan bir tanesi Mihrac Ural, ama suikast beklenmedik bazı olaylar nedeniyle yapılamıyor.
Operasyonu yöneten, o sırada Diyarbakır Emniyet Müdürü olan Hanefi Avcı…
Konuyu bilen ve Öcalan’a da Suriye’de ilen bilgi veren iki arkadaş anlatacaklar…
Haftaya yayınlarız herhalde…

Engin Erkiner